แฟ้มประวัติMiLLiyetçi ve İsLami Gen...บล็อกรายการสมุดเยี่ยมเพิ่มเติม ![]() | วิธีใช้ |
İSLAMIslâm dîni, Allah'in, son peygamberi Hz. Muhammed (asm) vasitasiyla bütün insanlara gönderdigi en son ve en mükemmel dindir. Islâm'in gelmesiyle, diger dinlerin hükmü sona ermistir. Islâm dînini kabul eden kimseye Müslüman denir. "Bugün sizin dîninizi sizin için kemâle erdirdim. Sizin üzerinizdeki nîmetimi (lütuflarimi) tamamladim ve size din olarak Islâm'i seçtim (yalniz Islâm'dan razi ve ondan hosnûd oldum)".(el-Mâide, 3). "Kim Islâm'dan baska bir din ararsa, ondan [seçtigi dîni] kabûl edilmiyecektir ve o, âhirette hüsrâna [büyük zarara] ugrayanlardan [olacak]tir. "Allah katinda yegâne [hak] din Islâmdir." Tarihin çesitli devirlerinde insanlara ayri ayri peygamberler ve dinler yollayan Allah Teâlâ, son din olarak onlara Islâm'i ve son Peygamber olarak da Hz. Muhammed'i (asm) göndermistir. Islâm'in gelmesiyle Yahudîlik ve Hiristiyanlik gibi eski dinlerin hükmü sona ermistir. Bu, tipki, yeni bir kanun çikinca, eski kanunun hükmünün yürürlükten kalkmasi gibidir. Allah'in son dîni ve Ilâhî Kanunu Islâm gelince, eski dinlerin ve ilâhî kanunlarin geçerliligi son bulmustur. Islâm disinda kalan dinlerin yürürlükten kalkmasini gerektiren baslica sebepleri sunlardir: 1 - Her seyden evvel, eski dinler, yalnizca belli bir zamana ve belli bir muhîtin insanlarina hitab ediyorlardi. Islâm ise, topyekûn bütün insanliga seslenmektedir.Dâveti umumî ve mesaji cihansümuldür. 2 - Eski dinler, sadece kendi zamanlarinin insanlarini muhâtab almislardi. O zamanin insanlarinin seciyeleri kaba ve mizaçlari vahsete yakindi. Ilimde, medeniyette, fikir ve anlayista geri idiler. Ulasim ve haberlesme imkânlari, ibtidai bir haldeydi. Her bölgenin kültürü, inanci, örf ve âdetleri farkli farkliydi. Karsilikli fikir ve kültür alisverisi de oldukça zayifti. Bu yüzden, her muhîte ayri ayri peygamberler gelmesi, baska baska dinler gönderilmesi zarureti vardi. Zaman geçip insanlik ilim, fikir, kültür ve medeniyet yönünden büyük gelismeler kaydedince, eski mahallî dinler artik insanlarin ihtiyaçlarina cevap veremez hale geldiler. Bunun üzerine Cenâb-i Hak da insanlara en son din olan Islâmiyeti gönderdi. Islâm dîni, 1400 yil evvelki dünyanin insanindan,bugünün ve yarinin modern insanina kadar gelip geçen bütün insanliga hitab edebilme özelliginde olan bir dindir. Bu bakimdan, kiyamete kadar hükmü bâki ve geçerlidir. 3 - Eski dinlerin, zamanla, içlerine hurâfeler,bâtil inançlar karismistir. Allah'in birligine îman esasi, yani tevhid inanci kaybolmustur. Islâm ise, hâlâ ilk günkü tazelik ve safligi ile,bozulmadan durmaktadir. Netice olarak diyebiliriz ki: Islâm'in disinda kalan dinler, geceleyin bir sokagi aydinlatan bir fener ve sokak lâmbasi gibidir. Islâm ise, bütün dünyayi aydinlatan günes hükmündedir. Günes dogduktan sonra, artik sokak fenerine hiç ihtiyaç kalir mi? Islâm Dininin Özellikleri Nelerdir? Islâm dinini, sâir dinlerden ayiran belli basli özellikleri sunlardir: 1 - Islâmiyet, her asra ve her insana hitab eder, getirdigi esaslar insanligin bütün ihtiyaçlarina cevab verir. Islâm'in bu cihansümûl özelligine Kur'an'da su sekilde isaret olunur: "Ey Muhammed!(sav) Biz seni BÜTÜN INSANLARA yalnizca müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik." (Sebe', 28). "Ey Muhammed!(sav) De ki: 'Ey insanlar, ben Allah'in HEPINIZ IÇIN GÖNDERDIGI Peygamberiyim'." (el-A'raf, 158). 2 - Islâmiyet kolayliklar dînidir. Islâm'da insanlara yapamayacaklari veya yaparken zorluk çekecekleri isler yüklenmemistir. Kur'ân-i Kerîm'de Islâm'in kolaylik prensipleri su sekilde ifade edilir: "Allah, insani ancak gücünün yetecegi isle mükellef tutar..."(el-Bakara, 285) "Rabbimiz, bize gücümüzün yetmiyecegi seyi tasitma..."(el-Bakara, 285). "Allah, sizin için kolaylik göstermek diler, zorluk çikarmak istemez..."(el-Bakara, 185). Kur'an'da Islâm'in kolayliklar dîni oldugu bu sekilde açiklanirken Peygamberimiz de,(sav) bu hususta hadîs-i seriflerinde su prensipleri vaz'etmislerdir: "Ben ancak âlemlere rahmet olarak gönderildim. Azâb için, zorluk vermek için gönderilmedim... "Allah Teâlâ, beni sikinti ve zahmet verici ve bunu arzu edici olarak göndermedi. Fakat Allah beni, muallim (ögretici, bildirici) ve kolaylastirici olarak gönderdi... "Dininizin en hayirlisi, en kolay olanidir. Muhakkak ki din bir kolayliktir... "Ben size neyi yasak ettiysem, ondan çekinin; size neyi emretti isem, ondan gücünüzün yettigi kadarini yapin. "Amelden gücünüzün yettigi kadarini yapin. "Kolaylastiriniz, zorlastirmayiniz, müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz. Hz. Âise Validemiz, Resûlüllah Efendimizin bu hususla ilgili tatibkatini su sekilde beyan etmislerdir: "Resûlüllah (asm) iki sey arasinda diledigini tercihte serbest birakildi mi, günah olmadigi müddetçe muhakkak onlardan en kolayini alirdi.Eger is günahsa ondan halkin en uzak bulunani Resûlüllah olurdu. Bütün bu hadîs-i serifler, Islâm dîninin ne derece uygulanmasi kolay hükümler ihtiva ettigini göstermektedir. Cihansümûl ve kiyâmete kadar pâyidar olusunda,bu kolaylik anlayisinin büyük yeri vardir. Islamiyet insanlarin dis görünüsten ziyade insanin iç görünüsüne bakmistir. Islâmiyet, ruh ile madde, dünya ile âhiret arasinda tam bir denge kurmustur. Yahudîlik beden zevklerini ve maddî faydalari ön plânda tutar. Mensuplarini hirsla dünyaya baglanmaga sevkeder. Hiristiyanlik ve Hind dinleri ise, sadece ruhu gelistirmeye, vücuda eziyetler çektirerek nefsin arzûlarini zayiflatmaya, dünya hayatini boslamaya önem verirler. Buna karsilik Islâmiyet, ruh ile beden, dünya ile âhiret arasinda tam bir denge kurmus; ne bedene, ne de ruha izdirap çektirmeyi esas almistir.Ikisine de ayni ölçüde deger vermis; herbirinin ihtiyaçlarini ayri ayri karsilamayi kabul etmistir. Kur'ân-i Kerîm'de,"Allahim, bize dünyada iyilik, âhirette de iyilik ver" âyeti, Islâm'daki dünya ve âhiret dengesini en iyi sekilde belirtmektedir. Islâm, ne dünyaya fazla deger vererek âhiretin,ne de âhirete agirlik vererek dünyanin terkedilmesine izin verir... Âhiretin dünyada kazanilacagini söyleyerek,"hiç ölmeyecekmis gibi dünya için, yarin ölecekmis gibi de âhiret için" çalisilmasini ister... Islâm'da ruhban sinifi yoktur. Herkes dinini gücü nisbetinde kendi ögrenmek zorundadir. Ibâdetleri ifa için, kul ile Yaratici arasinda aracilik yapacak, günahlari affettirecek imtiyazli bir seçkin sinifa yer yoktur. Islâm, bütün mânasiyle ahlâk ve fazîlet dîni oldugu gibi, en yüksek mertebede ilim ve hakikatin koruyucusudur. Islâm'in kolayliklar dini oldugunu gösteren, Asr-i Saâdet'te cereyan etmis pek çok vâkia vardir. Onlardan bazilarini burada zikredecegiz. Enes bin Mâlik Hazretleri anlatmaktadir: "Nebî (sav) bir gün mescide girdi. Içeri girer girmez de gözüne mescidin iki diregi arasina çekilmis bir ip ilisti. - Bu ip nedir? diye sordu. Sahâbîler:- Bu, Zeyneb'in ipidir. Zeyneb, nâfile namaz kilarken ayakta durmaktan yorulunca, bu ipe tutunuyor, dediler. Peygamber (sav): - Hayir, (Ibadette böyle güçlük ihtiyâr olunmaz.) Bu ipi çözünüz. Sizden biriniz zinde ve nes'eli oldukça namazini ayakta kilsin. Yorulunca da hemen otursun. (... Ve namazini oturdugu halde tamamlasin.) buyurdu. Ebû Mes'ûd el-Ensârî'den: Resûlüllah'a (sav) biri gelip: - Yâ Resûlâllah. Filânca bize namaz kildirirken o kadar uzatiyor ki, nerdeyse namazi terketmeyi ister hale geliyorum," dedi. Peygamber (sav) derhal cemaata hitaben bir konusma yaptilar. Onu hiçbir hitabesinde o günkü kadar öfkeli görmemistim. Buyurdular ki: - Ey insanlar. Sizler nefret ettiriciler misiniz? Her kim halka namaz kildirirsa hafif tutsun. Çünkü cemaatin içinde hasta, zayif, hâcet sahibi olanlar bulunabilir... Görüldügü gibi Peygamberimiz hiçbir zaman, insanlari dinden uzaklastiracak, sogutacak, nefret ettirecek davranislara kizdigi kadar baska hiçbir seye öfkelenmemistir. Utbe bin Âmir anlatmaktadir: "Kiz kardesim (Ümmü Hibban) Beytullah'i yaya olarak ziyaret etmeyi adamis, fakat sonradan buna güç yetiremiyecegini hissedince, mes'elenin Resûlüllah Efendimiz'den sorulmasini bana emretmisti. Ben Hazret-i Resûlüllah'a sordugumda, cevaben: - (Iptida) yaya yürüsün, (sonra) bineginin sirtina binip gitsin.. buyurdu... Hazret-i Enes'den (ra): "Nebiy-yi Ekrem (sav), iki oglunun arasinda, onlar tarafindan tasinarak yürütülen bir ihtiyar kimse gördü. 'Bunun zoru nedir? Niye bir binege binmiyor?' diye sordu. Ogullari cevaben: - Yâ Resûlâllah. Babamiz yaya olarak Kâbe'ye gitmeyi nezretmistir. Bunun için böyle yürütüyoruz, dediler. Resûlüllah Efendimiz: - Süphesiz ki Allah, bu ihtiyarin nefsini azâblandirmakla yaptigi ibadetten müstagnidir, buyurdu ve ona,binegine binerek Kâbe'yi ziyarete gitmesini emretti." Abdullah bin Mes'ûd'dan: "Resûlüllah (sav), va'z hususunda, bize bikkinlik gelmesin diye halimize bakip ona göre gün ve saat kollardi." Câbir bin Abdillah anlatmaktadir: Resûlüllah (sav) bunun üzerine: - Seferde oruç tutmak hâlis bir iyilik ve fazilet degildir. Allah'in sizin lehinize yapmis oldugu ruhsatlardan ayrilmayiniz," buyurdu. Asr-i Saâdet'te, adamin biri dagda buldugu suyu bol, topragi verimli issiz bir magarada kendi basina inzivaya çekilip,cemiyetin kötülüklerinden, fitne ve dedikodularindan kurtulmayi düsünür. Ancak kararini bir de Resûlüllah Efendimiz'e açmak, O'nun bu konudaki görüsünü almak ister. Huzura gelerek der ki: - Yâ Resûlâllah, ben bir magara buldum. Içinde suyu, önünde topragi var. Orada inzivaya çekilerek kendimi tamamen dünyevî seylerden tecrid etmeyi; uhrevî islere, ibadet ve taata vermeyi düsünüyorum. Bu hususta siz ne dersiniz?" Adamin cemiyet hayatini terkedip, ibadet için magarada inzivaya çekilme fikrine Allah Resûlü su ibretli cevabi verir: - Ben, Yahudilikle, Hristiyanlikla gönderilmedim. (Yani cemiyetten kaçma fikri onlara aittir.) Ben dosdogru olan Islâm'la gönderildim. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin olsun ki, magarada tek basina gündüz aksama kadar nafile ibadetlerle mesgul olmaktansa, cemiyet içinde sabah, yahut aksam, Allah için azicik yol yürümek, (Islâm'a hizmet için zahmet çekmek) dünyadan ve dünya içindeki herseyden kat kat hayirlidir. - Cemaat içinde safta yer almaniz da, inzivadaki 60 sene ibadet ve namazdan hayirlidir... Cemiyeti terkederek inzivaya çekilmek isteyene, Allah Resûlünün verdigi bu karsilik, din düsmanlarinin Islâmiyetin insanlari cemiyetten el etek çektirdigi yolundaki menfî propagandalarina güzel bir cevab teskil etmektedir.
Ömer bin El-Hattâb (RA)'dan: Demistir ki, günün birinde Resûlullah (SAV) Efendimiz'in huzûrunda bulundugumuz sirada bir de baktik ki elbisesi bembeyaz, saçlari simsiyah, üzerinde yolculuga delalet eder hiç bir alâmet olmayan ve böyle iken yine hiç birimizce taninmayan bir kimse karsimiza çika geldi. (sokula sokula) nihâyet Nebiyy-i Ekrem (SAV) Hazretleri'nin yanina (varip) oturdu. Ve dizlerini dizlerine dayayip ve her iki avucunu iki uylugu üzerine koyup: - "Ya Muhammed, Islam nedir ? Bana söyle" dedi. Resûlullah (SAV): " Islâm Allah'dan baska hiç bir ilâh ve Ma'bûd-u bi'l-hak olmadigina ve Muhammed'in Resûlullah olduguna sehâdet etmen, namazi ikâme etmen, zekâti vermen, Ramazan'da oruç tutman ve yoluna gücün yeterse Beytu'llâh'i hac etmendir. " buyurdu. O (yabanci kimse): -"Dogru söylüyorsun." dedi. Biz onun hâline hem Cenâb-i Resûl'e soruyor, hem de onu tasdik ediyor diye teaccüb ettik. Ondan sonra: - "Bir de imân nedir?" söyle." diye sordu. Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz: " Imân Allah'a, meleklerine, kitablarina, peygamberlerine, âhiret gününe imân etmendir. Bir de hayir ve ser (tatli, aci hangi türlüsü olursa olsun) kadere imân etmendir. " buyurunca yine: - "Dogru söylüyorsun." dedi. Ve: "ihsan nedir? söyle" diye bir daha sordu. Cenâb-i Risâlet-meâb Efendimiz de: " Ihsan, Allah'a sanki görüyormus gibi ibâdet etmendir. Zirâ sen O'nu görmüyorsan, O seni görüyor. " buyurdu. O, yine: -"Dogru söylüyorsun." dedikten sonra: "Kiyâmet (in ne zaman kopacagin)i bana haber ver." dedi. Cevâben: " Bunda sorulanin ilmi sorandan ziyâde degildir. " buyurdu. - "Öyle ise emârelerin (yani daha evvelki alâmetlerini) bildir" dedi. Cevâbinda: " Câriye-i memlûkenin kendi sâhibini dogurmasi ve yalin ayak, sirti çiplak, fakir davar çobanlarinin hangimizin kurdugu binâ daha yüksektir diye (servet ve sâmânca) yarisa çiktiklarini görmendir. " buyurdu. Bundan sonra o (yabanci) kimse gitti. Nebiyy-i Ekrem (SAV) Hazretleri de durdu durdu da neden sonra: " Yâ Ömer, bilir misin o soran kim idi? " diye sual buyurdu. - "Allah ve Resûlü a'lemdir". dedim. Buyurdular ki: " O, Cibril idi. Size dininizi ögretmek için geldi. " ISLAM AHLAKI VE ÖNEMI Ahlâk sözü, hulk kelimesinin çoguludur. Hulk, insanin ruhundaki "huy" dedigimiz bir meleke, özel bir hal demektir. Böyle bir meleke, ya hayirli bir semere verir veya hayirsiz ve zararli bir semere verir. Bu bakimdan ahlâk özellikleri güzel ve çirkin diye ikiye ayrilir. Söyle ki: Güzel huylara ve bunlarin güzel meyve ve neticelerine: "Ahlâk-i Hasene, Ahlâk-i Hamide, Mehasin-i Ahlâk, Mekârim-i Ahlâk (Güzel Huylar)" adi verilir. Aksine çirkin huylara ve bunlarin meyvelerine de: "Ahlâk-i Kabiha, Ahlâk-i Zemîme, Mesavi-i Ahlâk, Rezail-i Ahlâk (Çirkin huylar)" denir. Örnek: Edeb, tevazu, kerem, birer güzel huy eseridir. Sefahet, kibir, cimrilik de birer çirkin huy eseridir. Iste bütün bu huylardan ve neticelerinden bahseden ilme "Ahlâk Ilmi" denilmektedir. Ahlâk ilmi, nazarî ve amelî ahlâk diye iki kisma ayrilir. Nazarî ahlâk: Ahlâk esaslarina ve kanunlarina ait görüsleri ve fikirleri gösterir. Amelî Ahlâk: Ahlâkla ilgili görevlerin nelerden ibaret oldugunu bildirir. Insanlar, hayatlarindaki uygulama bakimindan Nazarî ahlâktan çok, Amelî ahlâka muhtaçtirlar. Biz de bu eserimizde bu amelî ahlâk kismini biraz anlatacagiz. Yalniz sunu da belirtelim ki, filozoflarin birtakimi, ahlâk esaslarini lezzete, zevke, maddî menfaate, kalbin duygularina veya görev ve kemal duygusuna dayandirmak istemislerdir. Oysa ki, bunlardan hiç bir, ahlâk için yeterli bir dayanak olamaz. Bunlara dayanan ahlâk müesseseleri, insanlarin bu konudaki ihtiyaçlarini karsilayamaz. Ancak hak bir dine baglanan ve dayanan, bu yönden Ilâhî bir mana tasiyan ahlâk müessesesi, insanin manevî ihtiyaçlarini karsilar ve yükselmesine yeterli olur. Iste, Allah'a hamd olsun, bizler Islâm dini sayesinde böyle yüksek bir ahlâk müessesesine sahip bulunmaktayiz. Islâm dini, ahlâka pek büyük bir kiymet ve önem vermistir. Aslinda Islâm, bir ahlâk ve fazilet, bir hikmet dinidir. Öyle ki, Peygamber Efendimiz buyurmustur: "Ben, ancak mekâkim-i ahlâki (ahlâkin iyi ve güzel olanlarini) tamamlamak için gönderildim." Islâmda, insanlarin manevî kiymetleri, sahib olduklari ahlâka göredir. Bir hadis-i serifde buyurulmustur: "Sizin imanca en güzeliniz, ahlâkça en güzel olaninizdir. " Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) diger bir hadis-i serifde buyurulmustur: "Allah Tealâ'ya, kullarinin en sevgilisi, ahlâkça en güzel olanidir. " Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) söyle dua buyururdu: "Allah'im! Ben, senden saglik, afiyet ve güzel ahlâk dilerim." Insanlarin ahlâki degisebilir. Çirkin huylari güzel huylara çevirmek isine "Tehzib-i ahlâk" denir. Bu degistirme her halde mümkündür. Mümkün olmasaydi, Peygamber efendimiz: "Ahlâkinizi güzellestirin." diye emretmezdi. Nefisleri ile mücadele eden çok kimselerin basariya ulasarak çok güzel huylar kazandiklari daima görülmektedir. Nefis terbiyesi (riyazet-alistirma), hayvanlara, otlara, çiçeklere ve hatta taslara tesir edip dururken, insanlara tesir etmez mi? "Huy canin altindadir. Can çikmadikça huy çikmaz," sözü, her yönü ile dogru degildir. Bazi huylari degistirmek güçtür; fakat imkânsiz degildir. Tedavi sayesinde bazi hastaliklar tesirsiz hale geldigi gibi, terbiye ve mücahede sayesinde de bazi huylar, hiç olmazsa, tesirini gösteremez bir hale gelir, güzel huylarin karsisinda siner kalir. ข้อคิดเห็นในการเพิ่มข้อคิดเห็น ให้ลงชื่อเข้าใช้ด้วย Windows Live ID ของคุณ (หากคุณใช้ Hotmail, Messenger หรือ Xbox LIVE คุณมี Windows Live ID อยู่แล้ว) ลงชื่อเข้าใช้ หากยังไม่มี Windows Live ID ลงทะเบียน การติดตามข้อมูลURL การติดตามข้อมูลสำหรับข้อมูลนี้คือ: http://milliyetci-ve-islamci.spaces.live.com/blog/cns!577A40C74523EE4D!123.trak เว็บล็อกที่อ้างอิงข้อมูลนี้
|
|
|